Editörlüğünü Doç. Dr. Tahir Bilirli’nin Yaptığı Osmanlı Hapishaneleri Konulu Kitap Yayımlandı

Editörlüğünü Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Tahir Bilirli’nin yaptığı ve Osmanlı Devleti’nin ceza ve infaz sistemini farklı yönleriyle ele alan kitap yayımlandı. Çalışmada, Osmanlı öncesi dönemlerden Tanzimat sonrasına uzanan süreçte hapishanelerin mekânsal, idari, hukuki ve toplumsal boyutları bütüncül bir çerçevede değerlendirilmektedir.

Kitapta bölüm yazarı olarak yer alan Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Selma Turhan Sarıköse, yayımlanan eseri İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhittin Kapanşahin’e takdim etti. Takdim sırasında, çalışmanın Osmanlı modernleşme sürecini ceza ve infaz kurumları üzerinden okumaya imkân tanıyan önemli bir akademik katkı sunduğu vurgulandı.

Söz konusu eser, Osmanlı ceza sistemi tarihine ilgi duyan araştırmacılar için olduğu kadar, modern devletin kurumsal dönüşümünü anlamaya yönelik çalışmalara da önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.

giyim, kişi, şahıs, insan yüzü, gülümsemek, gülüş içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Kitap, Osmanlı Devleti’nin ceza ve infaz sisteminin özellikle XIX. yüzyıldan itibaren geçirdiği dönüşümü, hapishanelerin mekânsal, idari, hukuki ve toplumsal boyutlarıyla ele alan çalışmaları bir araya getiren bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Osmanlı öncesi Türk devletlerinden devralınan zindan ve kale merkezli hapsedilme pratiğinden, Tanzimat sonrasında şekillenen modern hapishane anlayışına uzanan süreç; yalnızca ceza adaletindeki bir değişimi değil, aynı zamanda devletin insan, toplum ve kamu düzenine bakışındaki dönüşümü de yansıtmaktadır.

metin, kitap, poster, tasarım içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Prof. Dr. Barış Sarıköse ve Doç. Dr.  Selma Turhan Sarıköse’nin “Osmanlı’da Zindan Kalelerden Modern Hapishanelere” adlı çalışması, Osmanlı ceza sisteminin tarihsel kökenlerini ortaya koyması bakımından temel bir çerçeve sunmaktadır. Osmanlı öncesi Türk devletlerinde hapishane kurumunun yaygın olmadığı, hapsedilme işlevinin çoğunlukla şehir kaleleri ve zindanlar aracılığıyla yerine getirildiği tespit edilmektedir. Selçuklulardan Osmanlılara uzanan bu uygulama, modern hapishaneler inşa edilinceye kadar devam etmiş; karanlık, havasız ve sağlıksız bu mekânlar “zindan” veya “zindan-kale” olarak adlandırılmıştır. Çalışma, XIX. yüzyılda Tanzimat’la birlikte Osmanlı Devleti’nin ceza ve infaz anlayışında yaşanan dönüşümü, modern hapishane fikrinin ortaya çıkışı ve Avrupa örneklerinin incelenmesi bağlamında ele alarak Osmanlı modernleşme sürecinin kurumsal boyutuna ışık tutmaktadır.

Doç. Dr. Selma Turhan Sarıköse’nin “Osmanlı’nın Son Dönemlerinde Hapishanelerde Kolera Salgınları” başlıklı çalışması, hapishaneleri kamu sağlığı perspektifinden ele alarak literatüre önemli bir katkı sunmaktadır. XIX. yüzyılda Osmanlı coğrafyasını etkileyen kolera salgınlarının, özellikle nüfus yoğunluğunun fazla olduğu hapishaneler, kışlalar ve okullar gibi kamusal mekânlarda ciddi bir tehdit oluşturduğu vurgulanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin karantina, kordon, tahaffuz, sağlık personeli görevlendirme ve aşılama gibi tedbirlerle salgınlarla mücadele etmeye çalıştığı; ekonomik ve siyasi zorluklara rağmen hapishanelerde kitlesel ölümlerin büyük ölçüde önlenebildiği arşiv belgeleri ışığında ortaya konulmaktadır. Bu çalışma, hapishanelerin yalnızca cezalandırma mekânları değil, aynı zamanda devletin sağlık politikalarının uygulandığı alanlar olduğunu göstermektedir.

Doç. Dr.  Hakan Türkkan ve Doç. Dr. Recep Arslan’ın “Son Dönem Osmanlı Taşra Hapishaneleri: Cide Hapishanesi Örneği” adlı çalışması, Osmanlı taşrasında hapishanelerin fiziki ve idari durumunu somut bir örnek üzerinden değerlendirmektedir. Cide Hapishanesi’nin hükümet konağı bodrumunda, sağlıksız ve yetersiz koşullarda faaliyet göstermesi; kadın mahkûmlar için kiralık ve son derece dar bir mekânın kullanılması, taşra hapishanelerindeki yapısal sorunları açık biçimde ortaya koymaktadır. Çalışma, yeni hapishane inşa girişimlerinin ekonomik ve siyasi nedenlerle sonuçsuz kaldığını, buna rağmen mevcut yapıların tamiri yoluyla geçici çözümler üretildiğini göstermektedir. Cide örneği, Osmanlı taşra hapishanelerinin genel durumunu yansıtan temsilî bir vaka olarak önem taşımaktadır.

Doç. Dr. Tahir Bilirli’nin “Osmanlı Taşra Hapishanelerinde Dönüşüm ve Sorunlar: Osmancık Hapishanesi” başlıklı çalışması, Tanzimat sonrası reformların taşradaki uygulama sorunlarını ayrıntılı biçimde ele almaktadır. Osmancık Hapishanesi’nin kiralık mekânlarda faaliyet göstermesi, kadın mahkûmlar için müstakil alanların bulunmaması, sık yaşanan firarlar ve personel yetersizliği; Osmanlı hapishane reformlarının neden sınırlı kaldığını göstermektedir. Çalışma, hukuki düzenlemeler ile fiilî uygulama arasındaki kopukluğu vurgulayarak taşra hapishanelerinin modernleşme sürecinde karşılaştığı yapısal engelleri ortaya koymaktadır.

Öğr. Gör. Mustafa Karaca’nın “Gelibolu Hapishanesi ve 1912 Yılı Mahkûm Profili” adlı çalışması, Osmanlı hapishanelerini toplumsal yapı ile ilişkilendiren önemli bulgular sunmaktadır. Gelibolu Hapishanesi’nin hükümet konağı içerisinde yer alması, fiziki ve sağlık koşullarının iyileştirilememesi ve bütçe yetersizlikleri, taşra hapishanelerinin kronik sorunlarını yansıtmaktadır. Ayrıca mahkûm profiline ilişkin istatistikî veriler, suç türleri, eğitim düzeyi ve etnik-dini çeşitlilik üzerinden Osmanlı toplumunun sosyal ve ekonomik yapısına dair önemli ipuçları vermektedir.

Dr. Öğr. Üyesi Özge Togral’ın “XIX. Yüzyılda Osmanlı Hapishane Reformlarının Beyrut’a Etkisi” adlı çalışması, Osmanlı hapishane reformlarının taşrada nasıl farklılaştığını Beyrut örneği üzerinden ele almaktadır. Beyrut hapishanesinin yalnızca bir ceza infaz kurumu değil, aynı zamanda siyasi otoritenin tesisinde kullanılan bir mekân olduğu ortaya konulmaktadır. Siyasi tutukluların varlığı, idari yetersizlikler, sağlık ve iaşe sorunları; modernleşme sürecinin çok boyutlu ve kırılgan yapısını gözler önüne sermektedir. Beyrut örneği, hapishanelerin Osmanlı idari ve siyasi yapısı içindeki stratejik önemini açıkça göstermektedir.

Dr. Selahattin Kaya’nın “Son Dönem Osmanlı Hapishanelerine Bir Örnek: Kudüs Hapishaneleri” başlıklı çalışması, Osmanlı taşrasında hapishanelerin tarihsel sürekliliğini ve yapısal sorunlarını Kudüs sancağı üzerinden incelemektedir. Hapishanelerin hükümet konakları ve medrese binalarıyla iç içe konumlanması, fiziki yetersizlikler, aşırı doluluk ve salgın hastalıklar, reform girişimlerinin neden başarısız kaldığını ortaya koymaktadır. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı sürecinde mahkûmların farklı merkezlere sevk edilmesi, hapishanelerin savaş koşullarından doğrudan etkilendiğini göstermektedir.

Sonuç olarak bu eser, Osmanlı hapishanelerini yalnızca kapatılma ve cezalandırma mekânları olarak değil; modernleşme, merkezileşme, kamu sağlığı, sosyal kontrol ve devlet-toplum ilişkilerinin kesişim noktasında yer alan kurumlar olarak ele almaktadır. Farklı coğrafyalardan ve örneklerden hareketle ortaya konulan bulgular, Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında hapishane reformlarının niyet ile imkân, merkez ile taşra, hukuk ile uygulama arasındaki gerilimler içinde şekillendiğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, Osmanlı ceza sistemi tarihine ilgi duyan araştırmacılar için olduğu kadar, modern devletin kurumsal dönüşümünü anlamak isteyenler için de önemli bir başvuru niteliği taşımaktadır.